Sayfalar

18 Aralık 2013 Çarşamba

19 Aralık 2000'de insanlık iflas etti

19 ARALIK 2011 TARİHLİDİR....
Bundan 11 yıl önce 20 cezaevinde aynı anda gerçekleştirilen “Hayata Dönüş Operasyonları” ile 28 mahkum katledildi. Bu yıl Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 tutuklunun ölümüyle sonuçlanan operasyona ilişkin önemli gelişmeler yaşansa da, katliamın sorumluları halen yargı önüne çıkarılmadı.
2000 yılı sonbaharında hapishanelerde koğuş sisteminin yerine getirilmek istenen F-tipi cezaevi uygulamasına karşı çıkan mahkumlar, 19 talep öne sürerek süresiz açlık grevine başladılar. 20 Ekim’de başlayan açlık grevi, 45. günde ölüm orucuna dönüştürüldü ve bunun üzerine 19 Aralık 2000’de 20 cezaevinde aynı anda “Hayata Dönüş Operasyonu” adıyla bir katliama başlandı. 3 gün süren operasyon sonucunda 28 tutuklu ölür, 237 tutuklu da yaralanırken, 2 asker de jandarmanın silahlarından çıkan kurşunlarla can verdi.
Sadece tutukluların değil, insanlığın katledildiği bu operasyonun sorumluları hakkında göstermelik davalar açıldı. Bu davaların büyük kısmı zaman aşımından düştü; bazıları ise aradan geçen uzun süre içerisinde unutturuldu.
Bayrampaşa'daki operasyonun adı “Tufan Planı”
“Hayata Dönüş” adı verilen operasyonun Bayrampaşa Cezaevi’nde gerçekleştirilen ayağının “Tufan Planı” diye adlandırıldığı bu sene Nisan ayında ortaya çıktı. 12 tutuklu ve hükümlünün öldüğü, 55’inin de yaralandığı “Tufan Operasyonu”hakkındaki soruşturma, jandarmanın isim bildirmemesi, bilgi ve belgeleri paylaşmaması nedeniyle 10 yıldır devam etmekteydi. Rütbeli herhangi bir askere, ölümlerin yaşandığı C Koğuşu’na giren Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı’na (JKÖAK) ve Halkalı Komando Taburu’na dava açılmazken, fatura Elazığ Komando Taburu’nda görevli 39 ere kesilmişti.
Yapılan ilk duruşmada Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Jandarma Genel Komutanlığı (JGK) ve İstanbul İl ve Bölge Jandarma komutanlıklarından operasyon planını ve kamera kayıtlarını istemiş olsa da JGK’dan “arşivimizde yok” yanıtını almıştı. Ancak bu plan 21 Mart 2011’de aniden bulunarak mahkemeye sunuldu. Ayrıca operasyonun kamera kayıtlarının da bulunduğu konusunda güçlü işaretler belirdi.
Radikal’den İsmail Saymaz, Tufan Planı adı verilen operasyondan sorumlu komutanın dönemin Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Engin Hoş, yardımcısının ise JKÖAK Komutanı Yarbay Burhan Ergin olduğunu yazdı. Yalnızca Yarbay Ergin hakkında soruşturma açılmış, ifadesi dahi alınmadan hakkında takipsizlik kararı verilmişti.
Planda “Operasyona iştirak edecek tüm personelin isim listesi ve kan grupları G-2 gününe kadar tespit edilecek” denilmesine rağmen, 2006 yılında Yarbay Ergin “Operasyon plansız ve organizesiz geliştiğinden kayıt tutulmadı” demişti.
İsmail Saymaz’ın haberinde ayrıca operasyonun kamera kayıtlarının da bulunduğunun işaretleri olduğu şu şekilde ifade ediliyordu:
Planla birlikte mahkemeye gönderilen üst yazıda, “Bayrampaşa Cezaevi’ne düzenlenen operasyona ait kamera görüntü ve kaydının bulunmadığı” bilgisi veriliyor. Fakat Tufan Planı’nda şu ifadeler yer alıyor: “Hukuki sorumluluk doğurmayacak şekilde operasyonun bütün safhalarını video kamera ve fotoğraf makinesi ile tespit ederek tedbirler alınacağı...”
Emekli jandarma çavuşunun ifadesi: Mahkumlar güvenlik güçlerince yakıldı
Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden dava kapsamında Temmuz sonunda ifade veren emekli bir uzman çavuş, Bayrampaşa Cezaevi’ndeki operasyonda jandarmanın envanterinde bulunmayan değişik gaz bombaları kullanıldığını, bayan mahkumların teslim olmak isteyip jandarmadan kapıyı açmalarını istemesine rağmen kapıların açılmadığını ve rütbeli jandarmaların yanmakta olan koğuşlara atılan battaniyelere su yerine benzin döktüklerini anlattı.
Bayrampaşa Cezaevi’nde ölen 12 tutukludan 6’sı C-1 koğuşunda bulunan kadınlardı. Operasyonun yapıldığı dönemde yetkililer, tutukluların “kendilerini yaktıklarını” iddia etmişti.
Sahte tutanak skandalı
19 Aralık Katliamı ile ilgili bir başka skandalı da Vatan gazetesinden Kemal Göktaş yazdı. Daha önce Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Bayrampaşa Cezaevi’ne düzenlenen operasyonla ilgili “olay tespit tutanağı”nın altına sicil numaralarını yazarak imza atan 5 jandarma yetkilisinin isimleri sorulmuştu. Cevap yazısında operasyonun sorumluluğunu üstlenen jandarma personelinden tutanağın altına imza atanlardan hiçbirinin doğru sicil bilgilerini yazmadığı ortaya çıktı. Oysa söz konusu tutanak yüzünden Bayrampaşa Cezaevi’ndeki mahkumlar hakkında dava açılmıştı. Zira tutanakta mahkumların güvenlik güçlerine uzun ve kısa namlulu silahlarla ateş ettikleri, direndikleri, el yapımı gaz maskeleriyle atılan göz yaşartıcı bombalardan etkilenmedikleri ve kendi arkadaşlarının yanmasına neden olan yangını çıkarttıkları iddia ediliyordu. Kemal Göktaş konuyla ilgili haberinde, “Tutanaktaki bu bilgilerin aksine Adli Tıp Kurumu’nun olay yeri raporunda, içerden dışarıya doğru silah atışı olduğu yönünde bir bulgu olmadığı”nı hatırlattı.
Bakanlıkların operasyondan önce haberdar edildikleri ortaya çıktı
Bir diğer skandal ise beş tutuklunun öldürüldüğü Çanakkale Cezaevi Davası’nda ortaya çıktı. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk operasyon planından haberdar olmadığını söylemiş, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’sa operasyonun devletin ortak kararı olduğunu ifade etmişti. Çanakkale Cezaevi davası dosyasından çıkan belgeye göreyse operasyona “Adalet ve İçişleri bakanlıklarının koordineli istişaresi” sonucunda karar verildi ve karar da operasyondan 10 saat önce Ankara’dan tebliğ edildi.
Tebliğ edenlerse Adalet Bakanlığı Müsteşarı İhsan Erbaş, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun ve Tümgeneral Osman Özbek’ti. Halen HSYK üyesi olan Ali Suat Ertosun’a Cemil Çiçek’in Adalet Bakanlığı yaptığı dönemde Devlet Üstün Hizmet Madalyası verildi. Ertosun, Yargıtay üyesiyken Abdullah Gül tarafından 2008’de HSYK üyeliğine atandı. Gül, 2010 yılında Anayasa Mahkemesi, HSYK ve üniversitelere yaptığı atamalardan ötürü kendisini eleştirenlerin “haksızlık” yaptığını söylüyor, atadığı kişilerin “kalifikasyonlarına bakarak karar verdiğini” ifade ediyordu. Gül aynı röportajda bu davranışa örnek göstermek amacıyla, “HSYK’da Ali Suat Ertosun’u ben atadım mesela. Bunun değerlendirmesi yapılmadı” diyordu.
Jandarmaya “Hayata Dönüş” yetkisi
19 Aralık Katliamı’nın sorumlularından herhangi biri cezalandırılmazken, AKP sözcüleri sık sık operasyonun “Ergenekon’la bağlantılı” olduğunu ileri sürdüler. Diğer yandan Eylül ayında İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan bir protokolle jandarmaya, kuvvetli şüphe halinde sözlü talepte bulunarak mahkumlara müdahale yetkisi tanındı.
Protokolün şu maddesi özellikle dikkat çekiciyldi: “İsyan, direniş, yangın, deprem gibi olağanüstü durumlarla firar teşebbüslerinin önlenmesi maksadıyla veya kuvvetli şüphe durumlarında jandarma tarafından vaki olacak sözlü veya yazılı arama ve müdahale talebi cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirilir ve gerekli görülürse müdahale ve arama ceza infaz kurumu personeliyle birlikte yapılır.”
(soL - Haber Merkezi)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder